Herkesin Umduğunu Bulmasını, Emeğini Verdiğinin Karşılığını
Bulmasını Dilerim…
Doğuş Yayın Grubu bünyesinde, NTV ve CNBC-e televizyonları için ekonomi muhabiri olarak çalışan Ahmet Ergen, 17 Ekim 1973 Samsun doğumlu. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi'nden mezun olan Ergen, gazeteciliğe öğrencilik yıllarında Ulusal Basın Ajansı'nda başladı. Ahmet Ergen’i daha yakından tanımak için kendisine sorularımızı yöneltiyoruz..
*** Ahmet Ergen nasıl bir çalışma prensibine sahiptir?
Belki biraz klişe olacak ama Ahmet Ergen disiplinli hatta son derece disiplinli bir çalışma prensibine sahip. Öncesinde çalıştığım diğer işleri bir kenara bırakarak, profesyonel yaşamımı gazeteciliğe adım atmamla başlatırsak 13 yılı aşkın bir süredir çalışma hayatının içindeyim. Ve her sabaha ilk günün heyecanı ve hatta biraz da stresiyle başlıyorum. Ama bu stresi şöyle açarak detaylandırmamda fayda var; sözünü ettiğim stres, dikkatimi diri ve canlı tutan, işimi iyi yapabilme heves ve hırsımı artıran ve beni iyiye yönelten bir stres. Tabi bu iyiye yönelmede ne kadar başarılı olabildiğimi, yaptığım işin takipçileri değerlendirebilir ancak. Başka ne var diye sorarsanız; Yaptığımız işin özelliği ve önemi nedeniyle vazgeçilmez prensipler halinde getirdiğim noktalar var. Öncelikle gazeteciliğin, bugün için bazıları açısından değerini kaybetmiş olsa da, temel etik ilkelerine uymaya çalışıyorum. Herkesin kullandığı ifadeyle, motto haline gelmiş gazetecinin "tarafsızlıktan" çok "objektif" olması gerektiğine inanıyorum. Ve burada durduğum, inandığım taraf her ne ve neresi olursa olsun objektif olabilmeye uğraşıyorum. Yine burada da ne kadar başarılı olduğumun yanıtı, yazdıklarımı takip edenlerde diye düşünüyorum. İşte bu objektif olma uğraşında da temel prensibim, aklımın yanına vicdanımı da koyarak olaylara bakabilmek, yorumlayabilmek ve onları haber haline getirebilmek oluyor. Son bir nokta daha; bilgilendirme temelli bir işin parçası olduğuma inandığım için haberlerimde olabildiğince çok nesnel bilgiye yer vermeye çalışıyorum.
*** Başarılı olmak için neler yapmalı?
Bunun sanırım her meslek ve her alan için ayrı ayrı spesifik yanıtları var. Ama her ne yapıyorsak yapalım, başarıya ulaşmanın temel gerekliliği yaptığın işe inanmak, yaptığın işi sevmek ve o iş için emek vermek...Ve kendini sürekli yenilemek. Değişen dünyanın getirdiklerine hazırlıklı, donanımlı olmak. Gazetecilik ya da gazeteciliğin benim yaptığım habercilik kısmı özelinde başarı için ise şunu söyleyebilirim; Bir kere öncelikle çok okumak, ülkeyi, dünyayı tanımak, anlamak için kafa yormak gerekiyor. Hem de bunu sadece bir alanda değil en azından temel prensiplerine vakıf olacak kadar ekonomi, siyaset, hukuk, diplomasi, sağlık, eğitim ve hatta spor ve magazin için bile yapmak gerekiyor. Ayrıca gündemi, gelişmeleri çok iyi takip etmek şart.
*** Mesleğiniz gereği değişik yerleşim yerlerini de görüyorsunuz? Sizin ilginizi çeken bir yerleşim yerini bizimle paylaşmak ister misiniz?
Evet, işim sayesinde birçok ülkeyi gördüm. Türkiye'de de çok az il dışında görmediğim, bulunmadığım yer kalmadı. Bu yerler arasında beni etkileyenler de çok. Soruyu duyar duymaz kafamda bir sıralama yapmaya, soru bir tanesini seçmemi istediği için birinciliğe birini oturtmaya çalıştım ama galiba safdışı bırakmaya kıyamacağım kadar güzel yerlerde bulundum. O yüzden bir "ilk üç" sıralayacağım. Yerinde bir benzetme olur mu bilmiyorum ama benim kişisel turizm serüvenimin şeref kürsüsü, Prag, Viyana ve CapeTown'dan oluşur. Prag ve Viyana, koruduğu mimari dokuyla insana "tarihin içinde dolaşma" hissi veriyor. Ama galiba beni etkileyen sadece bu da değil iki kentte. Şimdi sorunuz üstüne tekrar dönüp anımsadığımda, zihnime dolan, Prag ve Viyana'da hissettiğim kendiliğinden oluşan özgürlük, ferahlık hissi. İkisi arasında bir farklı nokta aramaya da çalışırsam; Prag, daha dingin, duru bir özgürlük hissi yaşatıyor. Viyana'nın yüzü Prag'a göre biraz daha maceraya dönük sanki. CapeTown'a gelince...Mandela'nın ülkesinde gezinmek, başlı başına başka bir şey zaten. Filmlerde görebileceğiniz bir zenginlikle benzerlerine bu topraklarda da rastlasak da aynısını yine ancak filmlerde görebileceğimiz bir yoksulluğu birarada görüyoruz CapeTown'da. Aynı yere, aynı şeye baksa da insanın gördüğü aklı, vicdanıyla farklılaşır ama bu tablo bence en uzakta duranın bile suratına bir kova soğuk suyu boşaltıyor. Durup düşündürüyor. Okyanus kıyısında, bol sıfırlı değerdeki ultralüks malikanelerdeki yaşamlarla teneke evlere sıkışmış çoluk çocuk insanlığı ve bu adaletin terazisini daha bir farklı düşünüyor insan.
*** Son olarak okuyucularımıza neler söylemek istersiniz?
Öncelikle bu soruya kadar sabırla yanıtlarımı okuyanlara teşekkür ederim. Sonra herkese iyi, güzel şeyler dilerim. Herkesin umduğunu bulmasını, emeğini verdiğinin karşılığını bulmasını dilerim. Çok didaktik bulmazlarsa ve cüretimi bağışlarlarsa da herkese "gerçeği arayın, bulun" derim :) Başkasını bilemem ama ben, "kendimden sorumlu" bir gazeteci olarak bunu önemsiyorum. Ve hepimize iyiliği, güzelliği, sağlığı, afiyeti bunun getireceğine inanıyorum. Herkese selamlar, kolaylıklar diliyorum. Size de bana bu olanağı verdiğiniz için teşekkür ediyorum.
Ahmet Ergen Fotoğraflarını Görmek İçin Tıklayınız...